MEDET CAN/GERGERİM.COM
Avatar; “Titanik, Yaratıklar (Aliens), Terminator” filmlerinin efsanevi yönetmeni James Cameron’un senaryosunu yazıp, yönetmenliğini yaptığı ve dev bütçesi ile dikkat çeken: Animasyon, aksiyon-bilimkurgu türünde, on seneden fazla süren hazırlık çalışmasının yanında, teknolojiyi sanata çevirmekte de oldukça başarılı, 3D’nin tüm nimetlerinden nemalanmış; doyurucu görsel efektleri, bilgisayar modellemeleriyle oluşan muhteşem renk uyumu yetmezmiş gibi, izlendikten sonra da diğer tüm filmleri unutma duygusunu uyandıran, kendi türlerinden ayrık kalan bir film…

Film 22. Yüzyılda, Na’vi adlı yok olmak üzere olan bir halkın yaşadığı Pandora adlı bir uyduda geçiyor. Devasa bir gaz kütlesinin yörüngesinde dönen Pandora; 3 metre uzunluğunda, mavi insansı görünümlü, kabile kültürünü benimsemiş, saldırıya uğramadıkları sürece barışçıl olan Na’vi halkına ev sahipliği yapan enfes bir doğal atmosfere ve bir o kadar da yırtıcıya sahip çoğumuzun çocukluk hayallerini süsleyen pek çok detayı içeren bir uydu…

Film; insanoğlunun açgözlülüğünü ve yok ediciliğini muhteşem bir görsel şölen ile gözler önüne sermekle yetinmiyor, aynı zamanda bize yaşam kaynağı olan doğanın, saygıyı ne kadar çok hak etiğini de vurguluyor…

Na’vi dili için; California Üniversitesi Filologu Paul Frommer iki yıl süren çalışmalar yapmış ve sonuçta hiçbir dile benzemeyen kendisine has dil bilgisi kuralları olan yepyeni bir dil ortaya çıkarmış. Filmin can alıcı noktası da burası; çünkü, insanoğlunun korkunç bir yaratık olduğunu ve asıl uzaylıların bizler olduğunu bilmiyor değildim; hatta beyaz adam ile kızılderilinin uzaya uyarlanmışı demek daha filmin başında canlandı… Filmin sonlarındaki kuş saldırıları da …

Cameron, dil olmadan bir kurguyu dahi kuramamış; bununla da yetinmeyerek çakma bir dil kullanmaktansa yepyeni bir dil ile yola çıkmış. Filmi ve kurgusunu salonda bırakalım. Biz gerçek yaşamda neler yapıyoruz? Uçurumun kenarlarında dolanan anadilimizi, tüm rüzgârlar ölüme doğru sürüklüyor ve ölecek olan öylesine bir ses değil, annemizin sesi!...

Bir dilin yok oluş nedenlerini herkes az çok bilir; bu süreci ve nedenlerini yazmaktansa beni kaygılandıran gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.
Göç edenlerimiz arasında, Zazaca konuşma yaşı otuzun üzerinde olup ağırlık kırk ve üstüdür. Bunu ülkemizdeki ortalama yaşam süresini dikkate alarak ucu açık bırakıyorum. Oysa ki bir dilin yok olmaya yüz tutup tutmadığını o dili konuşanların sayısı değil, yaşı belirliyor. Dil çocuklar tarafından konuşuluyorsa, geleceği oldukça güvencede demektir.
Ekonomik süreçte, baskın dil kullanılıyor; üretim, ulaştırma, dağıtım ve satışta rol alıp anadili Zazaca olan bireylerin vay haline! Oysa ki bu bireyler baskın dil ile eşit düzeyde Zazaca konuşabildikleri sürece, ana dilleri güvencede demektir.

İntihara zorlanan bir dili koruma ile o dile yeniden yaşam verme farklı şeylerdir; koruma, bir meyvenin bozulmaması için buzdolabına konulması gibidir; yaşam verme ise daha çok sıradan inasanların, dil emperyalizmine karşı verdiği amansız savaştır.
Ne dersiniz, 22. Yüzyılda Zazaca hala konuşuluyor olacak mı?






Avatar; “Titanik, Yaratıklar (Aliens), Terminator” filmlerinin efsanevi yönetmeni James Cameron’un senaryosunu yazıp, yönetmenliğini yaptığı ve dev bütçesi ile dikkat çeken...










